Loos'un ''Mimarlık Üzerine''kitabı hakkında

En son güncellendiği tarih: 13 Ara 2020

Adolf Loos'un ''Mimarlık Üzerine'' adlı kitabı üzerine düşünceler.



Adolf Loos ‘un Mimarlık Üzerine isimli kitabı mimarın yirmili yaşlarının sonundan itibaren yazmaya koyulduğu yazılarıyla başlar.Bu ilk yazılarında genellikle iki şeye vurgu yaptığını görürüz.Mimarın rolü ve klasisizm.Aslında bu kavramlar birbiriyle oldukça ilişkilidir.Çünkü klasisizm ,Loos için atalarının Avrupalılara bıraktığı miras fakat mirastan da öte bir sürekliliğin aktarımıdır.Bu süreklilik, inşa etme ihtiyacını ismi olmayan ‘kahramanlar’,yani ‘zanaatkarlar’ aracılığıyla kendini aktarırken, geleneksel yapım yöntemlerinin olageldiği şekilde sürdürülmesidir.Loos için olması gereken de budur.Atalarından aldıkları gelenekle dönemin mimarlığını belirlemek.Bu sebeple ona göre en güzel iç mekan barok tarzıyla St.Stephan Katedrali iken en güzel şehir evi Liechtenstein Sarayı’dır.(Viyana’Nın Keşfedilmesi-Die Entdeckung Wiens-Viyana 1907)Çünkü burada aslolan dönemin ruhuyla yapılmış olmalarıdır.Modernizmin yarattığı mimar sınıfının varlığını kabul edip,artık nasıl olması gerektiğini dile getirir.Mimar,’’modern’’ olmalı,modernleşen toplumu ancak bu şekilde anlar,fakat geleneksel sürekliliğe karşı çıkmadan,ona ortak olarak.Bu kapsamda döneminin mimarlarını oldukça eleştirdiğine tanık oluruz.(Bilhassa önce kendisinin de ortak olduğu ardından ayrılarak oldukça sert dille eleştirdiği Secession grubu mimarları onun için anlamsız bir arayışın temsilcileriydiler.)Mimarın bir yapıyı inşa ederken öncelikle yapının inşa sürecine ortak olması gerektiğini vurgular.Onun için tasarım, yapı inşa halindeyken şekillenir.Ahşap zeminler ahşap ustasıyla,mermer duvar kaplamaları mermer ustasıyla süreç boyunca tasarlanır.Bu sebeple mimari çizimleri yalnızca inşaya yardımcı okumalar olarak görür,daha fazla anlam yüklemez.






‘’.. ek olarak bir de iç mekanın daha mahrem hissedilmesi için camları küçük parçalara böldüm.Pencere gözlerinin her biri 17.1cm’lik birer kare biçimindeydi;bu da benim matematiksel ritmimi destekliyordu.’’ 


*Fotoğraf: http://www.designculture.it/profile/adolf-loos.html 



1913 yılında Der Architekt’te yayınlanan ‘’Mein Bauschule’’ yazısında öğrencilerine içeriden dışarıya doğru tasarım yapılması gerektiğini söyler.İlk tasarlanması gereken şeyler zemin ve tavandır,iç mekan mobilya tasarımları oldukça önemli ve cephe tasarımı ise ikinci derecede önem arz eder.Öğrencilerine anlatmak istediği sözlerle,Loos’un ‘asıl olan’ ,öz dediği iç mekan anlayışı ve bunun sonucunda şekillenen,daha az öneme sahip cephe anlayışı bir kez daha göze çarpar.Modern yaşam temelinde,temsil ettiği şekilde cepheyi süssüz,sade işlerken,gerçek hayatın ‘sahnelendiği’ iç mekanı ise yoğun ve mahrem mekan anlayışıyla işler.Kitabında da cephelerini beyaz sıva ile kapladığını fakat iç mekanda ise kullandığı (ahşap,mermer,doğal taş) malzemeleri detaylarıyla anlattığını,mobilya tasarım-üretim süreçlerinden bahsettiğini sıklıkla görürüz.Tüm bunların yanında malzemeyi tartışır,sorgular ve dönemiyle kıyaslar.Bu kıyas kimi zaman İngiliz kültürüyle de ilişkilenir.Sıklıkla İngiliz kültürü-geleneksel yaklaşımını över.

İç mekan anlayışı üzerinden devam edersek,deneyimlenen iç mekan düşüncelerini belki de en iyi 1900 yılında yazdığı ‘’Zavallı Küçük Zengin Adamın Öyküsü’’ yazısıyla kavrayabiliriz.Evini bir sanat eseri olarak bir mimara yeniden sipariş eden bir adamın öyküsüdür bu.Mimar kapı kulpundan,sigara küllüğüne kadar her şeyi bir sanat eseri olarak tasarlar.Herşey yerine aittir,değiştirilemez,kaldırılmaz.Fakat zengin adamın artık ne dışarıdan satın aldığı çerçeveyi asabildiği bir duvarı ne de arkadaşından aldığı hediyeyi koyabilecek bir yeri vardır.Çünkü mimar her şeyi tasarlamış ve düşünmüştür.Ve hikayenin sonunda zengin adam pişman olur.Bu hikayeyle Loos her şeyi tasarlaması gerektiğini düşünen mimarı eleştirir.İç mekandaki özgürlüğün ve denetimin kullanıcının elinden alınmasına tepki gösterir.Mimardan gündelik nesneleri rahat bırakmasını ister.Bu anlamda Loos,evin içini evi kullanan öznelerin belirlemesi gerektiğini ileri sürer.Binalar çevreye,çevresindeki yapılara,topluma karşı sorumluyken ve modern olması gerekirken,iç mekan, kişinin ‘kendi’ olabildiği,kendiyle yüzleştiği yerdir.Kendi deyişiyle’’maskelerin çıkarıldığı’’ alandır.

İç mekan anlayışını Loos ‘a özgü yapan birtakım özellikleri uyguladığı projeler üzerinden yazdığı yazılarda okuyabiliriz.Bu yazıların çoğunda malzemeye vurgu yapar.Loos öznenin yalnızca görsel duyusunu değil,diğer duyularını da harekete geçirmeyi hedefler.Bilhassa dokunma duygusunun Loos için oldukça yüklü anlam ifade ettiğini söyleyebiliriz.Kullandığı yoğun mermer detayları,dokulu ahşap kullanımı,mobilyalarındaki tekstil –dokuma çeşitliliği örnek verilebilir.Loos, iç mekanlarında bu malzemeleri olduğu gibi kullanır.Süssüz,yalın,yaratıldıkları gibi.Tanrı’nın malzeme ayırt etmediğini,hepsini eşit yarattığını söyleyerek malzemeler arası değer biçmeye karşı çıkar.Süsten arınmayı dürüstlükle bağdaştırdığı anlayışı, malzeme kullanımında da görülür.Dönemin Viyana’sını başka ülkelerden getirilen malzemelerin yeniden işlenerek(boyanarak-doku verilerek) başka bir malzemeymiş gibi kullanılmış olmasını sürekli eleştirir.Onun için ‘’-mış gibi’’ dönemi bitmiştir.Artık yeni bir dönem başlamalıdır.Ve bu dönem ancak dürüst olursa kazanılacaktır.

Malzemeden sonra bu malzemelerin doğru yerde,doğru şekilde kullanılmasını önemser.İşçiliği bizzat kendi yürütür,takip eder.Doğru şekilde yapılmış bir işçilik daima değer görür ve ölmez.Bu anlamda ilk dönemlerinde uygulamasını yaptığı kafe tasarımlarını övdüğünü ve dönemin mimarlarıyla kıyasla çok ileride olduğunu savunur.Gerçekten de Loos,malzemeyi ve işçiliği yerinde kontrol ve takip ederek istediği şekilde tamamlamıştır.

İçe yönelik mekan tasarımı anlayışının uygulamadaki örneklerini sıklıkla yazılarında ele verir. Loos,’’Loos Binası’’ hakkında şöyle söyler: ‘’.. ek olarak bir de iç mekanın daha mahrem hissedilmesi için camları küçük parçalara böldüm.Pencere gözlerinin her biri 17.1cm’lik birer kare biçimindeydi;bu da benim matematiksel ritmimi destekliyordu.’’ .Kendine has olmasına giden yolda uyguladığı bu tip uygulamalarla hedeflediği düşüncenin somut uygulamalarını bize anlatarak göstermek ister gibidir.İç mekanı ‘’İç’’ yapabilecek her noktaya takılıp irdelediğini ve ona göre tasarım yaptığını görürüz.Kullanıcının pencereden dışarıya değil,binanın içine odaklanmasını sağlayan tasarımlar geliştirir.Bunu bilerek, kasti olarak yapmayı tercih eder.Çünkü ‘modern ‘ yaşantıyla ilgili güçlü sorunları olduğu aşikardır.Geleneksel düşüncenin ‘olması gerektiği gibi’ anlayışını iç-dış,içmekan-cephe özelinde nasıl ele aldığını yazılarından ve çok daha sonra fotoğraflanmış iç mekan-cephe görsellerinden hissedebiliriz.

İç mekan temsili üzerinden ele alındığında ise , tamamlamış olduğu projelerin fotoğraflanmasına karşı çıkar.Yapmış olduğu tasarımların fotoğraflara bakılarak anlaşılamaması ve bir şey ifade edememesi ile gurur duyar.Bunu içmekan fotoğraflarının reddi üzerinden okuyabiliriz.Çünkü dış cephe üzerinden yorum yapılmasına karşı olduğu açıkça bir yazısı yoktur.Deneyimlenemeyen bir eylem üzerinden yaptığı tasarımların eleştirilmesini anlamsız bulur.Bu açıdan bakıldığında,dönemin mimarlık dünyasında yaptığı işlerle kendini tanıtmak isteyen-sıklıkla dergileri bir araç olarak kullanan mimarları düşündüğümüzde,Loos’un bu tutumu oldukça aykırıdır.

1898 yılından itibaren ilk yazılarından 1931 yılına kadar yazılmış son yazılarının da içinde bulunduğu bu kitap aracılığıyla Loos’un mimarlıktan, mimarın rolüne,malzemeden yapım tekniklerine,iç mekan anlayışından temsiline kadar çeşitli konularda yazılar ele aldığını görmekteyiz.Bu yazılar kuşkusuz kendisinden sonra gelen ve bir dönem oldukça popülistleşen modern mimarinin önemli isimlerine kuşkusuz yol göstermiştir.Bu anlamda Adolf Loos modern mimarlığın öncülerinden sayılır.Kendinden önce ve hatta kendisinden sonra gelen mimarlardan farklı olarak tasarımlarında sıkça kullandığı ‘’Raumplan’’ tekniğiyle uyguladığı projeleri diğerlerinden ayrılabilmiştir.Bu üç boyutlu düşünme,kübik mekanlar üzerinden hayal etme süreci onu diğerlerinden farklı kılar. İç mekana yüklediği anlam ve bu anlayış üzerinden giden tasarım ve uygulama süreçleri, savunduğu düşüncelerin arkasında ne kadar sağlam durabildiğini gösterir.Ellili yaşlarının ortalarına kadar yaşadığı süre boyunca başından ömrünün sonuna kadar ilkelerinden vazgeçmeyerek mimarlık kariyerini sonlandırmıştır.Yüz yıl önce söylediği,bilhassa mimarlık üzerine yazdığı yazılar ve düşünceler bugün hala güncelliğini korumaktadır.

25 görüntüleme0 yorum

© 2023 by Peter Collins. Proudly created with Wix.com